6 Şubat Pazartesi  04.17 

Depremi olduğu anda bir arkadaşımın aramasıyla öğrendim, sonrasındaki 3 gün hiç ekran başından kalkamadım. Ne olduğunu gerçekten anlayamadım. Sosyal medyada enkazın içinden videolar çeken insanların videolarını gördüğüme inanamıyordum. Şuan orada bir aile var ve enkaz altından video çekiyor, bizi bulun diyor. Gerçekten bu olmuş olamaz… İlk 3 gün benim için şok, donup kalma, korkunç bir üzüntü içinde yığılma haliydi. Sonrasında ise harekete geçmeye başladım.

Ne yapabilirim? Çünkü içimde tek düşünce vardı; tüm hayat dondu, durdu, bu noktada kaldık.  Düşündüm, ben enkaz kazamam, böyle bir becerim de bilgim de  yok. Şuan gitsem hiçbir faydam olmaz. Ekonomik destek verebilirim, mesleğimle de destek verebilirim. Düşünceler sürekli akıyordu ama bir an bile ekrandan haberlerin başından kalkamıyordum.

Ekran başında donup travmatize olmaktan gerçekten endişelendim. Bir daha hiç hareket edemeyecekmişim gibi..  Ülkenin geri kalanının da anksiyete, depresyon ve çeşitli psikiyatrik psikolojik sıkıntılar içinde tükenmesinden çok endişelendim. (Hala endişeliyim) Arkadaşlarım da aynı durumdaydılar, önce onları aradım dedim böyle olmaz bir şeyler yapalım. Hemen benim evimde toplandık. 1 gün sadece depremi, sosyal medyayı , duygularımızı konuştuk ve içimizdeki her şeyi söyledik.

Sonraki gün proje yazabilecek arkadaşları da aradık. Aynı evde 3 gün sabah 6 ya kadar proje yazıp sabah herkes işine gitti sonra geri geldi. Gelemeyenler online bilgisayar başında hiç uyumaksızın proje yazılar. Saatlerce düşünüp üzerine konuştuk. Mesleki becerilerimizi en iyi şekilde ortaya koyabileceğimiz travmaya ilk müdahaleye ve psikolojik ilk yardıma uygun olması için çok uğraştık. bir yandan da sürekli değerli hocalarımızın eğitimlerini dinliyorduk.

  1. günün sonunda proje çıktı. GÜNEBAKAN.

Zaten Projeyi Uluslararası Psikososyal Derneği olarak hazırlamıştık. Önce Uluslararası Psikososyal Derneği’ne projeyi duyurduk ve sahaya inmeye karar verdik. Aynı gün bir başka dernekten bir arkadaş vasıtasıyla haber geldi. İnsan İzi adında bir dernek Adıyaman’da Psiksosoyal destek vermek istiyor sahaya iner misiniz? Ben ne derneği, ne insanları tanımıyordum. Hemen ertesi gün toplantı yaptık. Dernek Başkanı Umut Sarıkaya isimli bir beyefendi. Biz projemizden bahsettik ve kendisi 4 gün sonra sahaya inileceğini söyledi. Biz de pek çok malzeme satın alınması gerektiğini ve yetişemeyeceğini söyledik. “Biz yaparız dediler” ve yaptılar. 4. günün sonunda tüm fotokopiler tüm malzemeler hazırdı. Esra ve Şeyma hanım ve tabiki ismini bilmediğim pek çok insan inanılmaz koşturup hepsini hazırlamış.

17 Şubat cuma Mirac gecesi   İnsanizi Derneği’nin önünden bir otobüse bindik. Gidiş yolu epey zorluydu, 21 saatlik tıklım tıklım eşyalarla dolu yolların çok kötü olduğu oldukça zorlu bir yolculuk yaşadık. Otobüste Psikolog ekibi dışında sahaya inen pek çok gönüllü vardı. Arakandan, Tataristandan, Rusyadan insanlar vardı.

 

 

 

Tek kelime Türkçe bilmeyen bir Rus çift vardı mesela hayatım boyunca onları unutmayacağım. Otobüse bindiğimizde dedim ki yolun kaç saat süreceğini biliyor musun? Bir fikrim yok dedi, 21 saat dedim. Sonra biraz durdu, enkaz altında değiliz ya dedi oradakilerden daha iyi koşullardayız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sonunda Adıyamana vardık. Grup terapilerimizi yapabileceğimiz yeterli miktarda çadır olmayacağından bahsediliyordu ama biz yoldayken bulunmuş ve hemen kurulmuştu. Çadırları görünce gerçekten çok sevindik. Zülal tüm çadırlara Günebakan ve Kalp çizdi biz de boyadık. Sabah olduğunda ise çocuklar çadırlara resimler çizdiler:)

 

 

 

 

 

İnsan İzi Derneği orada günde 3 öğün sıcak yemek dağıtımı yapıyor. Polis Amca İmamhatip Okulunun önünde çok iyi organize olduklarını görünce benim içim epey rahat etti. Okul güvenliydi ama alanda hala deprem olduğu için ve bölgeyi hiç bilmediğimiz için Psikososyal ekibi olarak çadırda kalma kararı almıştık. Nitekim biz ordayken yine çok büyük bir deprem oldu ve yine evler yıkıldı.

Şebeke suyu ve kanalizasyon suyu karıştığı için sular enfeksiyonluydu. Bulunduğumuz okulda su akıyordu ama depo suyuydu ve onunla da neredeyse hiç temas etmememiz gerekiyordu. Başka kimsenin evinde su falan akmıyordu, zaten ev de kalmadığı için… Tuvaletler yok denilecek kadar yetersiz. İçme suyu sıkıntısı oldukça yüksek çünkü yemekler de içme suyuyla yapılmak zorunda.

İlk gece çadırların altına 6 kat battaniye serip, ısıtıcı bağlatıp uyku tulumuyla uyuduk. Ve yine de soğuktu… Şikayet etmek için yazmıyorum, bu malzemeleri olmayan insanlar için dayanılabilecek koşullar değil. Tüm gece aklımda aynı soru: İnsanlar şuan ne yapıyor?

İnsanizi ekibi Psikososyal desteği duyurmuştu. Bize gelen listede 75 çocuk ismi vardı. Öyle güzel bir talep ve bağ oluştu ki serbest oyun çadırımızda her gün 220 çocuk oynadı. Grup çalışmalarımıza girenler hariç. Hikayelerini anlatacağım.

Bir grup arkadaşımız da Adıyaman Havalimanında çalışıyordu. Adıyaman havalimanında Oyun alanı kurup grup çalışmaları yaptılar. Hem yetişkin hem de çocuklarla çalıştılar.

Öyle bir alan düşünün ki gelen her çocuk ya enkazdan çıkmış, ya annesi babası kardeşleri abisi ölmüş. Tüm kuzenleri ölmüş, sınıf arkadaşları ölmüş , zaten evi olan yok gibi… Herkes çadırda. Aileler her gün yemek kuyruğunda. Birkaç gün önce evi, arabası ,işi, sevdikleri olan insanlar yemek kuyruğunda. Ailenden herkes ölmüş neredeyse, enkazın altında 3 çocuğun ve eşin kalmış. Sen hayatta kalan tek çocuğunun elinden tutmuşsun psikososyal çadıra desteğe getirmişsin. işte Psikososyal çadıra aldığımız tüm çocuklar böyleydi.

İnanılmaz bir Psikolog ekibi kuruldu sahada. Öyle canı gönülden. Hiç kimse söylenmez mi? Kimse bir şey için zorlanıyorum demez mi? Kimsenin yüzü düşmez mi? 1 haftanın her saniyesi bir an bile bunaldıklarını görmedim. Sürekli daha fazla ne yapabiliriz acaba diye uğraşıyorlardı. Hayatımda böyle meslektaşlarla karşılaşmış olmayı asla unutmayacağım.

Bizim 1 adet serbest oyun çadırımız, 3 tane de grup çalışması için çadırımız vardı. Her gruba 6-7 çocuğumuz girdi 2-3 psikolog eşliğinde. Önce onlara yaşadığımız olayı bilimsel olarak anlattık.Bunun bir doğa olayı olduğunu, yerin hareketlerini. Sonrasında bu felakete ilişkin duygu ve düşüncelerden bahsettik. Çok korkmak, üzülmek, donmak, gibi tepkilerden bahsettik.

Çocuklardan biri dedi ki; yani o yüzden hiç oyun oynamak istemiyorum kaç gündür? Bir başka çocuk dedi ki; deprem benim hayal gücümü aldı galiba ben hiç düşünemiyorum. Artık aklıma hiçbir şey gelmiyor. İşte bu noktada çocuklara beynimizden bahsettik. Beynimiz şuanda hala pek çok işlevi yerine getiriyor. Travma olunca beynimizde ne olur?

Annelerden biri geldi dedi ki; konuşamayan çocukları da alıyor musunuz gruba? Böyle söyleyince ilk başta zannettim ki özel gereksinimli bir çocuktan mı bahsediyor acaba? Sonrasında öğrendim ki depremden sonra çocuk hiç konuşmamış. Annesiyle görüştüğümüzde dedi ki ; bakın hiç konuşmuyor ve cevap vermiyor…. Biz gruba aldık, o çocuk öyle konuştu öyle anlattı ki…Çadırdan çıktığında konuşuyordu. Annesi inanılmaz sevindi ve tekrar tekrar geldiler. 

Çocuklardan biri gelip sürekli bana şunu soruyordu. “Korkunç rüyaları nereye gönderdin?  Ben bugün nasıl güzel rüya gördüm? Hiç uyuyamıyordum” Annesi de çocuğu onayladı, benim çocuğum depremden bu yana hiç uyumamıştı her gece ağlıyordu 2 gündür çok rahat uyuyor. Bizimle de çalışın. Ben depremden önceki anne değilim, çok endişeliyim çocuklarıma artık eskisi gibi bir anne olamamaktan” 

Çok sık karşılaştığımız bir durum daha oldu. Çocuklar okumayı ve yazmayı unutmuş. Dersleri kötü olduğundan, zaten iyi öğrenemediğinden değil. Gerçekten harfleri tanıyamıyorlar. Ne kadar korktuklarını ve beynin bağlantılarının ne hale geldiğini düşünün.  

Bir çocuk vardı dedi ki ben hiç resim çizmeyeceğim, çünkü hiçbir şeyim yok hiçbir şeyin anlamı yok. Doğru dedim, peki hiçbir şeyi ifade etmek ister misin? Bir kağıt kalem verdim. Kağıdı eline aldı, kaleme hiç dokunmadı. Yarım saat baktı kağıda getirdi. Boş kağıt. Yaptım her şeyi dedi. Boş bir kağıdı elimde tutmak hiç bu kadar zor olmamıştı, gerçekten elim titredi. 

  1. gün çalışmamız iyice duyulmaya başlamıştı. Öyle çok çocuk ve yetişkin geldi ki arkadaşlar hemen dışarıda bir bekleme alanı organize etti. Küçük çocuklar için beklerken oynayabileceği bir alan, daha büyükler için başka bir alan organize ettiler. Bu karmaşanın içinde bunları yapabilmek gerçekten büyük bir iş. Ben zannediyordum ki gruba girmeden bu alanda beklerler, sonra girince herkes dağılır. Öyle olmadı. bekleme alanında yetişkinler çocuklarla peluş oyuncak, barbie, araba ile oynadılar, büyükler ise resim çizdi, kitap okudu. Kimse gitmedi. Acaba başka bir çalışma olacağını mı düşünüyorlar diye geçirdim içimden. Sonra çocuklardan biri geldi dedi ki “biz buradan hiç gitmeyeceğiz niye gidelim burası çok eğlenceli. “

İnsanlar Psikososyal Destek için 2 saatlik yürüme mesafesini göze alarak ve yürüyerek geldiklerini anlattılar. Diğer günler aileler dedi ki biz çadırkentin oraya gitmeyi istemiyoruz buraya geliyoruz orası çok moral bozucu. Aileler çaylarını alıp çocuklarıyla evcilik oynadı(aileler dediysem geride kalanlar bir çocuğun sadece halası hayatta kalmış mesela o diğer kadınlar ve erkekler kim varsa) , kendi içlerinde sohbet ettiler ve o gün hava güneşliydi. O günü de hiç unutamam. İnsanların yüzünde bir umut…  

Bana her gün gelip nasıl koştuğunu gösteren bir çocuk vardı. Bak bugün vücudum daha güçlü, bacaklarım hızlı koşuyor diyordu. Aramızda Spor Psikoloğu da vardı her gün halı saha maç ve bahçe koşusu da yaptılar. Okul bahçesinde ve futbol sahasına çok yakında olmanın inanılmaz avantajını gördük.  

Bir çocuk vardı aklıma yeni fikirler geliyor, demek ki ben iyileşiyorum dedi.  

Biz genç kız geldi “abla gelmeseniz biz delirecektik iyi ki geldiniz dedi”  

Günlük meselesi. 

Her çalışmadan sonra yaş grubuna uygun hediyeler hazırlamıştık. Bunlardan biri de kilitli günlüktü. Düşündük ve dedik ki bu çocukların eskiden odası vardı evi vardı şimdi bir  çadırda 10 kişi kalıyorlar hiç alan yok. Kilitli bir günlük olursa kendine bir ifade alanı bulabilir.  

Çocuklar öyle beğendi ki. Bir düşünün. 1 gecede her şeyiniz gitmiş, aile albümünüz artık yok, o anılardaki insanlar enkaz altında, telefonunuz yok kimliğiniz yok.  Anneniz ölmüş, babanız ölmüş. Çocuk gelmiş diyor ki iyi ki bana bu günlüğü verdiniz aklımdan silinmeden annemle güzel anılarımı yazayım, ya unutursam? 

Başka bir çocuk dedi ki burda söyleyemediğim korktuğum şeyleri falan yazarım ben buna kilitli olması iyi olmuş.  

Biz çalışırken tüm çocuklara isimlik kullandık. Herkesin adını yazıp boyunlarına astık tek tek. Kimliği ve ismi geri iade etmek gibi düşündük ve çok önemsedik. Minik bir şey gibi geliyor aslında kulağa ama çocuklara öyle iyi geldi ki… 

 

 

 

Ailelerin pek çok sorusu vardı. Çocuklarımıza şunu nasıl söyleyelim? Ailen öldü demedik bir yere gitti dedik doğru mu? Çünkü hala mezarı yok. Biz nasıl toparlanacağız? Sorularına nasıl cevap verelim? Biz bu konuda hizmet veremedik. Çünkü öyle çok çocuk geldi ki… Ve biz çocuk ergen projesi olarak sahaya inmiştik. Bunu yazıyorum çünkü yetişkin psikologlarına da çok ihtiyaç var. Bir kadın gelip yaşamın anlamıyla ilgili biriyle konuşmak istiyorum dedi….  

Umut bey dedi ki biz bu köye sinema getireceğiz ve akşam mısır patlatacağız animasyon seçin. İnanamadık. Neredeyse hiçbir şeyin olmadığı bir yere nasıl sinema gelecek? O soğukta nasıl izlenecek? Ses sistemi projeksiyon perde…. Yaparız dediler. Çocuklar komik şeyler izlemek istediklerini söylediler. Seçim yapmak zor oldu. Her yaştan çocuk olacak aile olacak. Herkese uyan ne bulabiliriz? Dedik ki biraz komik olsun, insanların hissettiği çaresizlik de olsun ve sonunda umut olsun. Kung Fu Pandayı seçtik. Kung Fu Panda bir hayalperest. Hiçbir eğitimi yok ve dezavantajları var ve bir şekilde kahraman olması gerekiyor. Ama öyle güçsüz ve düşmanı öyle güçlü… Sonra yolculukta öğreniyor, kendini değiştiriyor, kendi yöntemlerini buluyor. Kung Fu Panda yendiğinde kopan alkış anlatılmaz… Çocuklar uyuduğunda bile aileler sonuna kadar izledi filmi… 

Sen nerden geldin Örümcek Adam ve Arkadaşı?  

 

 

Kocaeli’nden 2 genç öyle arabasına binmiş kostüm almış köy köy dolanıp oyuncak dağıtıyorlar. çocuklarla dans edip eğlendiriyorlar. Hiçbir stk ile bağları yok. Arama kurtarmaya katılıp sonra evlerine dönmüşler. Sonra içleri rahat etmemiş demişler ne yapabiliriz? Kostüm alıp gelelim. Çocukları mutlu edelim.  Çocuklar bayıldı. Nasıl eğlendiler anlatamam.  Memleketin olmayan, bilmediğin bir yere örümcek adam ve arkadaşı olarak geliyorsun köy köy dolanıp arabada kalıp çocuklara hizmet ediyorsun. Bir daha da kimse bu ülkenin gençlerine laf etmesin!  

 

 

 

 

Biraz da İnsan izinin ekibinden bahsedeceğim. Biz zannediyorduk ki oradaki herkes dernekten birbirini tanıyor arkadaş… Yokmuş  öyle bir şey, dünyanın en farklı insanları bir araya gelmiş. İşinden istifa etmiş, çocuğunu bırakmış gelmiş aşçılığa, çöp toplamaya, su taşımaya, yemek dağıtmaya, tuvalet temizlemeye. Herkes kardeş gibi. Vardiyasız çalışıyorlar. Her gün 15.000 kişiye yemek dağıtıyorlar. O yemek nasıl çıkıyor? O kadar az insanla nasıl yapıyorlar? Deprem bölgesinde siz 15.000 kişiye yetecek mayonezi nasıl yaptınız da harika bir salata dağıttınız? Peki tropikal meyveler salatasını nasıl yaptınız? Yaptılar. Yemekler inanılmaz lezzetliydi. Gönlü ve ufku çok geniş insanlar aynı göğün altında uyuyup çalıştık. Biz de fiziksel işlerle ilgili vaktimiz oldukça elimizden geleni yapmaya çalıştık ama teknik ve ana işlerin hepsini bu arkadaşlar yaptı. Orada yemek dağıtımının devam etmesi lazım çünkü hala çok ihtiyaç var. Ne yapabiliriz? Açıkça söyleyebilirim bağış yapabilirsiniz, orada bu hizmetlerin devam etmesi lazım. Ben gittim gördüm çok dürüst ve şeffaf çalışıyorlar, hiçbir gıdayı israf etmiyorlar…  

Ve son olarak bizim ekip. 

Esra Aksun, Fatmanur Köksal, Merve Fener, Mervenur Karanlık, Tuğba Karaca, Beyzanur Arslan, Coşkun Tan,Bersu Çavuş, Damla Akcan, Yunus Emre Kahvecioğlu, Mustafa Sabri Şahin,  Merve Beşik, Kübra Göztürk Uçar, Ebrar Akca, Emine Civelek ve adını sayamadığım çok daha fazlası… 

İnanılmaz kıymetli meslektaşlar tanıdım. Herkesin yolu açık olsun. Neden iyi insanları hep felaketler tanıştırır? Herkes tüm kalbiyle oradaydı, canlarını dişlerine taktılar. Neredeyse 500 çocuğa ulaşılan bir ilk müdahale yapıldı. Terapi hiçbir zaman sihirli değnek değildir ama dönerken hepimiz aynı şeyi söyledik. Bir şeyler değişti.  

Ben bu tarz yazıları genellikle kendi kişisel tarihim için yazıyorum. O yüzden de çok resmi bir dilim yok. Oradaydım  ve tarihe şahitlik ettim. Burada yazıp anlatmadığım çok şey oldu. Hala anlamlandırmaya ve kararlar almaya çalışıyorum. Dönüşte içimden öyle çok geçirdim ki: Allah’ım yıkımı gösterdin yeniden doğmayı da göster.  

Öğrenecek çok şey ve yapacak çok işim var. En iyi eğitimleri alıp, daha çok okuyup daha çok çalışmalıyım dedim. Çünkü insanlık zorlu duraklardan geçiyor ve benim bunu anlamam öğrenmem lazım.  

Çok ama çok mesaj atan, dua eden, maddi manevi destekleyenimiz oldu. İnanın hissettik. Desteğiniz arkamızdaydı. Biz ordaydık saha çok zordu ama inanın içimizde inanılmaz bir güç ve bir kolaylık hali vardı.  

Bazı çılgın arkadaşlar dönüşte gece 2 de havalimanında bizi elinde günebakanlarla karşıladı. (Zeynep Doğan, Hilal Beşik, Tuğba Karaca) 

Projemizin adı Neden Günebakan? Esra Aksun bir anda Günebakan dedi ama hepimizin içinden geçiyormuş gibi hemen benimsedik.Esra Günebakan dediği anda aklımda tek bir şey vardı. Van Gogh ve Günebakanlar hikayesi. Buraya kısa bir bölüm ve fotoğraf bırakıyorum, belki merak edersiniz. (Doctor Who 5.sezon, 10.bölüm) 

Not: Teknik bazı sorunlardan dolayı yazıyı yazmam çok zamanımı aldı, noktalamaları ve geçişleri düzenleyemedim. Ama ertelemek de istemedim. Olduğu kadar… Zamanla Düzeltirim belki.  

  

  

 

 

 

Yorum Yap