HİPNOTERAPİ NEDİR?

Hipnoterapi regresyon (geri dönüş) tekniğiyle kişinin geçmiş yaşantılarına dönüp, zihin-duygu boyutuyla çalışıldığı bir yöntemdir. Sanıldığının aksine, tamamen bilincinin kapalı olması ya da uykuya dalmak değildir. Kişi sadece trans haline geçer (ki günlük yaşantımızın yaklaşık %80’inde trans halindeyizdir) ve terapistin telkinleriyle olay anına geri döner. Bu geri dönüşün amacı, kişinin orada yaşadığı olumsuz duyguyu boşaltmak ve bu olay sonrasında geliştirdiği olumsuz inançları keşfedip, değiştirmektir.

Hipnozda kalma, geri dönememe durumu yaşar mıyım?

Seans bittiğinde, kişide herhangi bir hafıza kaybı, ya da başka bir bellek sorunu oluşmaz. Kişi tüm sürecin farkındadır, yalnızca trans halinde olayı yaşar. Dolayısıyla o trans halinde kalmak yada geri dönememek gibi bir durum oluşmaz.

Hipnozdayken hiçbir şeyin farkında olmayacak mıyım?

Terapist, kişinin farkında olmadığı, izin vermediği hiçbir telkinde bulunamaz.  Kişi gerçek hayattan tamamen kopmuş değildir. Danışan istediği zaman terapist süreci durdurmak zorundadır. Dolayısıyla hipnoz sürecinde istemediğiniz ya da kontrolünüzün dışında hiçbir şey yaşamazsınız. Tüm süreç doğrudan sizin ve terapistinizin kontrolünde ilerler.

Hipnoterapi senasları ne kadar sürer?

Diğer terapi seansları 45-50 dk iken hipnoterapi ortalama 1.5 saat sürmektedir. Bu süre, çalışılan konuya, danışanın olayla ilgili duygulanımına bağlı olarak uzayabilmektedir.

Hipnoterapi hangi sorunlarda kullanılabilir?

Hipnoterapi tüm psikolojik sorunlarda, etkili şekilde kullanılmaktadır.  Yeme bozuklukları, bağımlılıklar, cinsel sorunlar, kaygı bozuklukları, duygudurum bozuklukları, travmalar (taciz,tecavüz, ihmal, kaza, kayıp, afet..), gibi alanlar özellikle tercih edilen alanlardır.

Hipnoterapi doğum için kullanılabilir mi?

Hipnoterapi, anne adayının doğumla ilgili korkuları, annelik kaygıları çok yoğun düzeydeyse kesinlikle önerilmektedir. Böylece anne adayının hem daha keyifli bir hamilelik  süreci yaşaması hem de çok daha rahat doğum yapması sağlanabilmektedir.

                                KURBAN
-Çaresiz    -Zavallı ben    -Kendine acıma          -Başkalarını suçlama    -Madde bağımlılığı

KURATRICI (KURBAN​)
Kolaylaştırıcı
Ortak yatıştırıcı
Acı Çeken
Kendini ve ihtiyaçlarını yok sayan
Kontrol için suçluğu kullanan
Gerçek duygularından kaçınan
Aaşırı stresli

ZORBA (KURBAN)
Başkalarını isitimar eden
Kontrol için suçluğu kullanan
Kenini geri çeken
Uyuşturucu ve alkol kullanan

Kurban üçgen döngüsü durdurulabilir ve değiştirilebilir yapıdadır. Bilindışında oluşan bu programlanmayı değiştirmek için 1.Değişme isteği, 2. Bilinçli farkındalık, 3.Psikoterapi gereklidir.
Kurban oyununun oynandığı aileler, işlevsel olmayan, sağlıksız aileler olarak tanımlanıyor. Rollerin birbirine karıştığı, sınırların net olmadığı ilişkilerin olduğu aileler bu oyunu oynuyorlar. Zorba ebeveyn, kendisine ait hiçbir sorumluluğu kabul etmezken etrafındaki her şeyin mükemmel olmasını bekliyor, ama mükemmelin ne olduğu konusunda belirlenmiş kurallar ya da bir sınır yok. Kurban çocuklar ne yaparsa yapsın bu mükemmelliğe eremedikleri için kabul görmüyor ve düşük özsaygıyla yetişmeye başlıyor.  Var olmalarının tek yolu ise kurban oyununa katılmak. Bu sebeple var güçleriyle öğreniyorlar bu oyunu nasıl oynayacaklarını.
Kurban, Kurtarıcı ve Zorba oyunlarının tekrar edilerek yaşandığı birçok aile vardır. Oyunlar çocukların bilinçaltına derin bir biçimde kazınır. Bilinçaltı zihin, resimler ve tekrar yoluyla çalıştığı için çocuk bu sahneleri okulda, parkta akranlarıyla canlandırmaya başlar. Çocuk kendini özdeştirmek için bu üç rolde birini seçebilir.
Kurban oyununu oynamaya bağımlı olan aileler elektrikli süpürgeye benzer: Herkesi kendi oyunlarına çekmeye çalışırlar. Oynamazsanız otomatik olarak ‘’kötü adam’’ ya da zorba rolüne sokarlar. Oynarsanız da sonunuz yine aynı olur.
Kurban üçgeni, hayatlarında çaresiz hisseden insanların kontrolü ele almaya çalışma yöntemidir. Asıl sorun, bunun lunaparktaki hız treninin kontrolünü ele almaya çalışmak gibi olmasıdır. Tam her şey elindeymiş gibi hissettiğin anda uçurumun kenarından aşağıdaki boşluğa bakmak gibidir.
Üçgene hangi pozisyonda katıldığınız önemli değil, sonunda bütün pozisyonları deneyimlemiş olacaksınız.

KURBAN

Kurbanlar temelde kendileri için üzülen insanlardır! ‘’Bu neden benim başıma geliyor?’’ ya da ‘‘Zavallı ben! Hiçbir şey yolunda gitmiyor ‘’ Çaresiz hissedersiniz ve hayatınızın kontrolü sizde değilmiş gibi gelir. Çoğunlukla herkesin ya da en azından bazı kişilerin size karşı olduğu hissi vardır. Kendinizi diğerlerinden aşağı hissedip kendinize değer vermediğinizin farkındasınızdır. Hedeflerinizi düşük tuttuğunuzu, hatta onlara ulaşmayı bile kendinizden beklemediğinizi görürsünüz. Kendinizde sizi yenilgiye uğratacak birçok davranışı gözlemleyebilirsiniz.

Kurban kişiliğin kolaylıkla bahane olarak kullanabileceği bir sürü hastalık yaratabilme gücüne sahiptir. Kurban kişiliğine sahipseniz her duruma uygun düşebilecek kamyon dolusu bahaneniz olduğunu görürsünüz. Bahanelerin sebebi, başarısız olmak istediğinize bilinçli olarak inanmamanızdır. Ama bilinçaltı seviyede başarısız olmaya programlandığınızdan ötürü, her başarısızlığı rasyonalize etmek için bahaneleri kullanmayı öğrenmişsinizdir. Böylelikle başarısızlıklarınızın gerçek sorumluluğunu almaya gerek kalmaz.

Bahaneden sonraki adım ‘’suçlama’’dır. Kendi hatalarınızı, sorunlarınızın ya da başarısızlıklarınız yüzünden genellikle başkalarını suçladığınızı fark edebilirsiniz. Buradaki en bilinen oyun cümleleri ‘’Sen olmasaydın’’ , ‘’Senin yüzünden mutsuzum’’ ya da ‘’Senin yüzünden başarılı olamıyorum’’ gibi cümleleri duyabiliriz.

Suçlama oyunu ailede öğretilir ve oynanır. Sürekli olarak ‘’Bu kimin suçu?’’ diye bakmayı öğrenen çocuklar başkalarını suçlama ve kendi davranışlarının sorumluluğunu almama çerçevesinde düşünmeye başlarlar.

Siz bir kurbansanız, size ‘’çaresizlik’’ öğretilmiştir. Kişilikler sanat veya iş dünyasında inanılmaz yeteneklere sahip olsalar da her zaman onları geriye çeken bir şey vardır. Bu şey çoğunlukla uyuşturucu, alkol ya da başka bir bağımlılıktır. Kurban kişilerin bağımlılık kişilikleri taşıdıkları görülür. Kendilerini içlerinde başkalarına bağımlı ve ‘’koltuk değneği’’ arayan zayıf kişiler olarak hissederler.

Kurban ailesindekiler genellikle sevgiyle acıma duygusunu birbirine karıştırır. Kendilerini kurtaracak (yani acıyı hayatını kurtaracak) kimseyi kendilerine çekmek için zayıf görünerek hayatlarını geçirirler. Bu, kurban bir kişi için sevgidir.

Bütün kurbanlar ilk tanıştığında zayıf görünmez. İç dünyalarında kurban olup dışarıdan güçlü ve kendine güvenli görünen hakimler, doktorlar, avukatlar, iş adamları olabilir. Aslında kurban kişilikleri hayatın her alanında, her yaştan, cinsiyetten ve sosyoekonomik gruptan kişide görebilirsiniz.

‘’Her şey üst üste geliyor’’ Sendromu ; Asla başarılı olamamanın, çaresiz olmaya devam etmenin sessiz ve sinsice ilerleyen karmaşık bir yoludur. Akıllıca uygulandığı zaman, başarısızlık asla kurbanın elinde değilmiş, her zaman ‘’kendi kontrolü dışındaki şartlar’’ yüzündenmiş gibi görünür. Bu kişiler sürekli havanda su döverler. Durmaksızın hayatlarındaki su sızdıran teknelerin deliklerine yama yapmaya çalışırlar. Kurbanı dinlediğinizde, başka hiç kimse onun kadar çalışmıyor, kimsenin onun kadar sorunu yok ya da ondan daha kötü talihi olamaz dersiniz. Arka arkaya gelen krizleriyle hayat onları altüst eder. Her zaman meşgul görünürler ama aslında sadece akıntıya kürek çekerler. Kendi bataklığında debelendikçe daha da aşağı çekilirler.

Kurban oyununun oynandığı bir evde büyüyen çocuk, kurban rolüne girmeyi çok erken yaşta öğrenir. Aslında çocuk, oyun türlerini ve başka oyuncuları bulma konusunda bir uzman olur. Kurban çocuklar, genellikle zorbaları bulurlar ve oyunda kendilerini kurtarma konusunda her zaman annelerine güvenebilirler. Kurban çocuk okulda zorbalık yapan başka çocuklar tarafından itilip kakılacak ya da gözü morarıp ağlayarak eve gelecektir. Bunu ona yaptıran dürtü, annesi tarafından ‘’kurtarılmak’’tır. Çünkü çocuk için sevgi budur.

Reddetme kurban büyüdükçe onun hayat biçimi haline gelir, karakterine iyice yerleşir. Reddetme yoluyla kurban en üst düzeyde acımayı kendisine toplar. Tabi bu reddediş için başkaları suçlanır. Bu reddetmeden kendilerinin sorumlu olduğu hiçbir şekilde akıllarına bile gelmez. Karşıdaki kişi onları ne kadar severse sevsin, onların kendilerini reddedeceği durumlar yaratırlar. Yakın ilişkiler kurmada zorlanan veya bir başka şekilde uygun olmayan insanları arayıp bulma konusunda da çok başarılıdırlar.

Ailedeki çocuk kurban rolünü seçip okuldan eve geldiğinde okuldaki herkesin ona sataştığını anlatır: ‘’Okulda kimse beni sevmiyor’’ veya ‘’Öğretmen hep benimle dalga geçiyor’’ gibi cümleleri ondan duyabilirsiniz. Bu cümlelere ağlamaklı bir ses ve ‘’acıyın bana’’ bakışları eşlik eder. Çocuklar bizim için aynadır. Etrafında ne görüyorlarsa onu yansıtır ve kopyalarlar.

KURTARICI

İşlevsel olmayan ailelerde büyüyen çocuklar, hasta, alkolik veya bağımlı kişinin bakımıyla o kadar ilgileniyor olur ki kendi ihtiyacının karşılanamayacağını varsayarak kendini ikinci, üçüncü sıraya koymaya başlarlar. Aslında bu çocuklar, ailenin ve özel ilgiye muhtaç kişinin bakımına kendilerini kaptırdıklarından kendi ihtiyaçlarının ne olduğunu bilmeden büyürler. İşte böylelikle kurtarıcı olurlar.

Kurtarıcı, bu üçgenin en önemli bir noktasıdır. Kurtarıcı ‘’yardım ediyormuş gibi görünen ‘’ ama aslında bağımlılık oluşturarak kişi ve olayları kontrol eden kişidir. Kurtarmaya son vermek bağımlılık yaratmaya son vermek anlamına gelecektir. Fakir bir adama balık verirsen o gün için doyar; ona balık tutmayı öğretirsen ömür boyu doyar.

Genelde kurtarıcı, ihtiyaç duyulmaya yoğun bir ihtiyaç duyan son derece bağımlı bir kişiliktir. Örneğin, ailedeki anne kurtarıcıysa muhtemelen çocuğuna gereğinden korumacı davranır ve çocuğa bir şeyi kendi kendine yapmayı öğretmek yerine çocuk için onu yapmaya kendisi daha fazla vakit harcar. Kurtarıcı, üstüne yük alarak ve başkalarının ona ihtiyaç duymasıyla büyür ve gelişir.

Kurtarıcılar, kurtarma teşebbüslerinin geri çevrilmesinden hoşlanmazlar.

Kurtarıcı, hayatını değiştirme konusunda kendini genellikle çaresiz hissettiğinden, başkalarının sorunlarını üzerine alarak güce ulaşmaya çalışır. Dikkati ve odak noktasını kurtarıcının sorunlarından başkalarının sorunlarına çektiği için bu aynı zamanda manipülasyondur. Kurtarıcı kendi derdinin üzerine başkalarının da yükünü alır. Bu sorunları üzerine aldığı yetmezmiş gibi sanki onları çözmek gerçekten kendi sorumluluğuymuş gibi acı çeker. Kurtarıcının burada ödediği bedel acı çekmektir. Kurbanın üç farklı biçimde ortaya çıktığını unutmayın: kurban, kurtarıcı ve zorba. Bunlar kurban üçgeninin temel bileşenleridir.

En tipik kurtarıcılardan biri, ailedeki herkesin sorununu üstlenen ve sürekli ‘Kendini Feda Eden Anne’ rolüdür. Aslında bu kişi acı çekmiyor olsa, acı çekmek yerine ne yapacağını bilemez. Karşınıza oturup ailenin bütün üzücü hikayelerini, hapsine çözüm bulmak için nasıl çırpındığını anlatır. Oğullarından biri uyuşturucu satmaktan tutuklanmış ve hapiste yatar, kızının kocası onu iki çocukla bırakıp gitmiştir ve yeğeni trafik kazasında ölmüştür. Bütün gününü oğlunu hapisten çıkarmaya, kızına yeni bir koca bulmaya ve merhumu cennete göndermek için dua ederek geçirir. Aslında bu anne, çocuklarının içinde bulunduğu kurban durumlarını kendi elleriyle yaratmıştır. Küçüklüklerinden beri çocuklarını kurtardıkları için onlara çaresizliği öğretmiştir. Herkes ona muhtaç olsun şeklinde güçlü bir ihtiyaç duyduğundan onların çamaşırlarını yıkar, odalarını temizler, yemeklerini, ütülerini ve hatta ödevlerini yapar. Çocuklarına bir şeyi nasıl yapacaklarını öğretmez; her şeyi onlar için yapar. Bu ikisi arasında dünyalar kadar fark vardır.

Kurtarıcının ‘’herkes bana ihtiyaç duysun ihtiyacı’’ inanılmaz boyuttadır. Çoğunlukla ailedeki aracı kişidir. Herkesin dostu olup herkesi mutlu etme sorumluluğunu üstlenir.

Kurtarıcının taşıdığı bir başka güdü, çoğu zaman yoğun bir reddedilme korkusu taşımasıdır. Bu yüzden ailede veya arkadaşlar arasında genellikle ‘’ortalığı yatıştıran’’ rolünü üstlenir. Kurtarıcı/ortalığı yatıştırıcı kimse sıklıkla ikili oynar; iki tarafa duymak istediklerini düşündüğü şeyi söyler.

Kurtarıcı olmakla yardım etmek arasında fark vardır. Fark, sorun ve çözümün sorumluluğunu kimin aldığında yatar. Sorunun çözümü sorunun sahibinden başka bir yere gidiyorsa, bu durum kurtarmadır ve kesinlikle kurtarıcıda geri tepecektir.

Kurtarıcılar, kurtarma teşebbüslerinin geri çevrilmesinden hoşlanmazlar.

Kurtarıcı, hayatını değiştirme konusunda kendini genellikle çaresiz hissettiğinden, başkalarının sorunlarını üzerine alarak güce ulaşmaya çalışır. Dikkati ve odak noktasını kurtarıcının sorunlarından başkalarının sorunlarına çektiği için bu aynı zamanda manipülasyondur. Kurtarıcı kendi derdinin üzerine başkalarının da yükünü alır. Bu sorunları üzerine aldığı yetmezmiş gibi sanki onları çözmek gerçekten kendi sorumluluğuymuş gibi acı çeker. Kurtarıcının burada ödediği bedel acı çekmektir. Kurbanın üç farklı biçimde ortaya çıktığını unutmayın: kurban, kurtarıcı ve zorba. Bunlar kurban üçgeninin temel bileşenleridir.

En tipik kurtarıcılardan biri, ailedeki herkesin sorununu üstlenen ve sürekli ‘Kendini Feda Eden Anne’ rolüdür. Aslında bu kişi acı çekmiyor olsa, acı çekmek yerine ne yapacağını bilemez. Karşınıza oturup ailenin bütün üzücü hikayelerini, hapsine çözüm bulmak için nasıl çırpındığını anlatır. Oğullarından biri uyuşturucu satmaktan tutuklanmış ve hapiste yatar, kızının kocası onu iki çocukla bırakıp gitmiştir ve yeğeni trafik kazasında ölmüştür. Bütün gününü oğlunu hapisten çıkarmaya, kızına yeni bir koca bulmaya ve merhumu cennete göndermek için dua ederek geçirir. Aslında bu anne, çocuklarının içinde bulunduğu kurban durumlarını kendi elleriyle yaratmıştır. Küçüklüklerinden beri çocuklarını kurtardıkları için onlara çaresizliği öğretmiştir. Herkes ona muhtaç olsun şeklinde güçlü bir ihtiyaç duyduğundan onların çamaşırlarını yıkar, odalarını temizler, yemeklerini, ütülerini ve hatta ödevlerini yapar. Çocuklarına bir şeyi nasıl yapacaklarını öğretmez; her şeyi onlar için yapar. Bu ikisi arasında dünyalar kadar fark vardır.

KURTARICININ ZORBAYA DÖNÜŞMESİ

Kurtarıcı-kurbanın zorbaya dönüşünde başkalarının kendisine ihtiyaç duymaması ya da kurtarıcının başkalarına yönelik özverili davranışlardan dolayı yorulması ve yoğun stres altına girmesi etkili olur. Kurtarıcı- kurban ihtiyaç duyulmaya öyle muhtaçtır ki, kendisine ihtiyaç olmadığında kaygıya kapılır ve hızla öfkeye sarılabilir.

Nitekim kendisine ihtiyaç duyulmadığında içindeki boşluk duygusunu nasıl dolduracağını bilemez. Esasen kurtarıcı, yardım ediyor görünerek karşısındakiyle bağımlılık ilişkisi kuruyordur, çünkü ancak bu şekilde kontrolü kendi elinde tutabiliyordur.

Kurtarıcılık öyle yorucudur ki, kurtarıcı hayatında bir şeyler ters gittiği anda içinde yatan kocaman kurban kişiliğini ortaya çıkartır ve kendi sorumluluğunda olan her başarısızlıktan dolayı diğerlerini suçlamaya başlar. Kurtarıcı, bu rolü ne kadar es vermeden sergilerse, yorgunluğu ve içinde biriktirdiği öfkesi o kadar büyük olur. Öfke patlamaları ve zorbaya dönüşmesi de bir o kadar keskin olur.
Kurtarıcı artık içindeki kurbanı derinlemesine hisseden, herkesin kendisine haksızlık ettiği düşüncesiyle etrafına türlü suçlamalarla saldıran bir zorbaya dönüşmüştür. Oysa o hala bir kurban olduğuna derinden inanır.

Kurtarıcı-kurban, çözümlerinde ya da yardımlarında başarılı olamadığında etrafını kolayca nankörlükle suçlar.
O herkes için fedakarlıklar yapmıştır ama insanlar onun ihtiyacı olan zamanlarda yanında değildir.
Aslında ihtiyaçlarını hep ötelediğinden ve görmezden geldiğinden bunları ifade etmeyi de bilmiyordur.
Öğrendiği gizleme ve maskeleme yöntemleriyle hep güler yüzlü ve halinden memnun tutumlar sergiler.
Çoğunlukla da pasif agresif davranışlarla içindeki öfkeyi fedakarlık yaptığı yakınlarına boşaltır.
İhtiyaçlarını ve duygularını saklamayı öğrendiği için kızgınlıklarını hep içinde tutar.
Kendi tercihiyle üstlendiği yükleri taşıyamayacağını hissettiğinde biriktirdiği öfke ve kini salıverir.
Birden rol değiştirip bir zorbaya dönüşebilir.
Kurtarıcı-kurbanın içinde bulunduğu somut sorunlar ve geçmişteki özverilerinden kaynaklanan yorgunluk ve stresi ne kadar büyükse zorbalığa dönüşü o kadar keskin ve yıkıcı olur.
Artık sadece pasif-agresyonlarla değil, açıktan zorbalığını sergilemeye başlar.
Kurtarıcı kurban, zorbaya dönüştüğünün farkına bile varmaz, çünkü başkaları için öyle çok şey yapmıştır ki, herkesin bir anlamda kendisine borçlu olduğunu düşünüyordur.  Bu sebeple herkesin kendisi gibi acı çekmesi ve borcunu bir şekilde ödemesi gerekir.
Zorbaya dönüşen kurtarıcının içindeki kurban rolü öyle ön plana çıkmıştır ki, sergilediği zorbalıkların en büyük bahanesi bu kurban hissiyatı, en büyük meşruiyeti de kurtarıcı rolü boyunca yaptığı fedakarlıklardır.

ZORBA

Zorba, kurbanın diğerlerinden aşağıda, çaresiz ve kontrolden çıkmış hissettiği için sağa sola saldıran yönüdür. Zorba, bu korkuyu öfkeye çevirir, kendi sorunları yüzünden herkesi ve her şeyi suçlar. O kadar çaresiz hissetmesinin sebeplerinden biri de sürekli kendi gücünden bir şeyler veriyor olmasıdır. Kendi sorumluluğunu kendi üstlenmek yerine onları sürekli başkalarına verir. Sonrasındaysa istismar edildiğini düşünerek etrafına öfkeyle saldırır. İstismar edilmek veya kurban yerine konulmak tam olarak onun diğer insanlara yaptığı şeydir ve kendisine bunu yapmaları için diğer insanları bilinçaltında teşvik ediyordur. Çok açık olarak anlaşılmasa da başkalarına ona nasıl davranacaklarını öğretir.

Çoğunlukla zorba, çocukken kurban rolünde olan ve ailede bir yetişkin veya daha büyük bir kardeş tarafından zorbalığa maruz kalmış kişidir. Öfke ve kızgınlığını kendinden zayıf olanlardan çıkarma tekniğini öğrenmiştir. Bu davranış çoğunlukla disiplin kılıfıyla örtülmüş olsa da aslında zayıf birinin kendini güçlü hissetme yoludur. İstismarcı ebeveyn zorba kişiliğe en temel örnektir. Öfkesini çocuklarından çıkararak kendi gücünü kanıtlama ihtiyacı son derece acınası bir şeydir. Ne yazık ki, çocuklar çok derinden yaralanırlar.

Zorba da özünde bir ‘kurban’dır, ancak o ‘kurtarıcı’ rolünü değil, ‘zorba’ rolünü tercih etmiştir.    Zorba, esasen kurban benliğinin ona hissettirdiği çaresizliği ve eksikliği kendinden zayıf olanlardan çıkarıyordur. Ailenin dış dünyadan farklı kurallarını kendisi koyar. Bu kurallar hiç dile getirilmese de gizli bir anlaşma gibi işleyen katı kurallardır. Başkalarını kontrol etmek için suçluluk duygusunu pekiştirecek manipülasyonlara da sıklıkla başvurur.

Zorba performansında bağımlılık da altı çizilmesi gereken bir özelliktir. Kişi içindeki öfkeyi bastırmak için çeşitli bağımlılıklar geliştirebilir.

Zorba rolünü çoğunlukla erkekler üstlenir. Çünkü ‘’erkekler ağlamaz’’ ve ‘’ayağı kalk ve adam gibi dövüş’’ gibi kültürel inançlarla onlara öğretilmiştir. Erkekler çok küçük yaşlarda zorbalık yapma rolümü öğrenir. Çocuk parkında biraz gözlem yaparsanız, erkek çocuklarının sürekli kızlara veya daha güçsüz erkeklere onlarla dalga geçerek zorbalık yaptığını görürsünüz. Bu çocuklarda sonra gidip öğretmenlerine (kurtarıcı) ağlayarak şikayet ederler ve kurban rolüne geçerler.

Bu durum kadınların zorba rolüne girmediği anlamına gelmez, ama genellikle kadınlar bunu farklı şekilde yaparlar. Erkekler çoğunlukla fiziksel, sözel veya cinsel taciz yoluyla doğrudan; dolaylı olarak duygusal veya finansal olarak kendilerini çekerek, dışarı çıkıp içerek zorbalık yapar. Kadınlar zorbalık yapmak için istismarı ya da bağımlılıklarını kullanabilirler. Ancak çoğunlukla suçluluk duygusunu kullanarak zorbalık yapmak konusunda iyilerdir. Hem kadınlar hem erkekler cinselliği kılıç gibi kullanırlar. Birbirlerini kontrol etmek ve acıtmak için de kullandıkları başka bir silah da paradır.

Kurban-Zorba rolüne girip çıkan çiftler birbirlerini ve etrafındaki herkesi çıldırtırlar. Bu bitmek bilmeyen bir savaştır. Herkes ve her şey bu fesat oyunda bir piyon olarak kullanılabilir.

Ailedeki çocuk kurban rolünü seçip okuldan eve geldiğinde okulda dövdüğü çocuklardan söz eder. Okul yöneticileri veya veliler evi arayıp çocuğun zorbalıklarından şikayet eder. Ya da sürekli çocuklara sataşarak veya sürekli onlara küfür ederek onlara zorbalık yapabilir. Bu çocuk gücü hakimiyet kurmakla ve kontrol sağlamakla karıştıran çocuktur.

KURBAN ÖRÜNTÜSÜNÜ DEĞİŞTİRMEK

Kurbanı kurban olarak tutmak için suçluluk, çaresizlik ve düşük özsaygı bir kısır döngü içinde hep birlikte çalışır; insanı tıpkı bir girdap gibi kurban üçgeninin içine daha çok çekerler.

Kurban rolünde acı çekmenin kutsal olduğu avuntularını bir kenara bırakmak, kendine acımaktan vaz geçmek gerekiyor. Bu durum özsaygının yeniden inşası anlamına geliyor. İçimizdeki yetişkinin kontrolü alması, yapılan davranışların sorumluluğunun tamamını üstlenmeyi gerektiriyor. Kendisi olmanın yasaklandığı ailede büyüyen kurban çocuk, gerçek benliği uyuştuğu için sahte bir benlikle yaşamına devam ettiğinden hep bir şeylere bağımlı durumdadır. Bu durum ‘onay arama bağımlılığı’ olarak açıklanabilir. Kurban rolüne veda için onay arama davranışına son verilmesi önem arz ediyor.  ‘Başkalarının benimle ilgili ne düşündüğü umurumda değil, çünkü kendi hayatımın sorumluluğunu alıyorum’ cümlesinin tüm davranışlara yerleştirilmesi halinde içsel onay alınacağı için dış onaya bağımlılık da ortadan kalkıyor.  Böylelikle sürekli özür dileyen, kendini suçlayan kurban kendi sorumluluğuyla davranan ve bedelini kendisinin ödediği bir yaşamı inşa etmeye başlıyor. Bunun sonucunda da,  çaresizliğin getirdiği zayıflık girişkenliğe ve kararlılığa çevrilmiş oluyor.

Kurban kişiliği iyileştirmek, yetişkin kişinin içindeki çocukla yeniden bağlantıya geçmesi, ona güvenmesi, gerçek duygularını ifade etmesi ve doğuştan gelen masumiyetine dönmesi için çok uzun zamanlardır kayıp olan güvenliği ona sağlaması anlamına gelir.

KURBAN ÖRÜNTÜSÜNÜ DEĞİŞTİRMEK

İnsanlara yardım etmek harika biz özelliktir. Ancak kurtarıcı bunu hem kendine hem karşısındakine zarar verecek şekilde gerçekleştirir. Kurtarıcının hayatlarına her zaman kurban çektiğini ve bu kurbanların en sonunda kurtarıcılarına zorbalık yaptıklarını unutmayın. Aynı zamanda sürekli olarak başkalarının sorunlarının sorumluluğunu almaktan dolayı aşırı strese girerler.

Başkaları için sorumluluk almayı bırakmak

İhtiyaçlarınızın önemli olduğunu bilmek

İhtiyaçlarınız karşılanması için sorumluluk almak

Duygu sömürüsünden kurtulmak

Öfkenin sağlıklı bir şekilde serbest bırakılması

Başkaları için sorumluluk almayı bırakıp kendi sorumluluğunu almak

Başkalarına gücünü geri vermek, kendi gücünü geri kazanmak

KURBAN ÖRÜNTÜSÜNÜ DEĞİŞTİRMEK

Zorbaların öncelikle öfkelerinin merkezlerine inmeleri gerekmektedir. Öfkelerinden habersiz olan kurtarıcıların aksine, zorbalar öfkelerinin varlığını bilir ve yıkıcı gücünden korkarlar. Öfkelerini başkalarından çıkararak sağlıksız bir şekilde ifade etmeyi öğrenmişlerdir.

Zorbaların iyileşmesi tamamen başkalarını suçlamayı bırakma becerilerine ve hayattaki gücünü geri almalarına bağlıdır. Ondan sonra, güçlü olmalarının, başkası üzerinde güç sahibi olmak anlamına gelmediğini fark ederler.

Zorba kişilik, sadece duygularını uyuşturmak için değil, aynı zamanda başkasından öcünü almak için kendini bağımlılığa kaptırmış olabilir. Bunlar cinsel bağımlılık, madde bağımlılığı ya da para harcama bağımlılığı olabilir. Bu bağımlılıklar söndürülmelidir. Zorba, bir cezalandırma yöntemi olarak bağımlılığı kullandığı sürece kurban sürecinde kapana kısılmış olarak kalır.

Metinde sunulan tanı kriterleri Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) Tanı Ölçütleri Kitabı DSM-5’ten alınmıştır, bilgilendirme amacıyla paylaşılmıştır.

Ela Reyhanlıoğlu

Yazının orijinal hali için  tıklayınız

Yorum Yap